İNSANLIK NEREYE GİDİYOR?
Nasıl ortamlarda, hangi atmosferde, nasıl duygu ve düşünceler içerisinde yaşadığına inanamıyor insan.İnsanlar korkutucu oluyor.Çarşı pazarda insanlarla göz temasından mümkün olduğu kadar kaçınmaya çalışılıyor.Çevremizdeki insanlara ve hallerine bakınca ruhumuz sıkışıyor.Boğulacak gibi oluyoruz.Bunalıma girmemek için ne yapılması gerekiyor bir türlü karar veremiyoruz.İlişkiler ve irtibatlar uzun soluklu olamayıp kesintiler halinde devam ettiriyoruz. Herkes o kadar sevgisiz, o kadar saygısız, o kadar ilgisiz, o kadar duyarsız ve neme lazımcı olmuş ki, insanın bir türlü inanası gelmiyor.
İnsanlar arkadaş olarak seçtiklerini sedece işlerine geldiği gibi, maddi menfaatler karşılığı bir beklenti içinde olarak seviyor, imkânlar sunuyor, mecburi beraberliklerle geçiştirmeye çalışıyor. İş hayatında yükselebilmek için en yakın arkadaşlarının bile sırtına basarak yükselmeyi mübah görüyor.
Sevgisizliğin ve insanlıktan ve insani değerlerden gittikçe uzaklaşmanın, merhametsizliğin, vicdansızlığım çok bariz örnekleri sergileyen, her geçen gün katlanarak çoğalan örnekleri gazetelerin sayfalarından okuyor ve televizyon kanallarında dinliyoruz
Her gün şok edici flaş haberlerle duyurulan, böyle insanlık olamaz, insanlar çıldırmış dedirtecek katliamlar, cinayetler, vurgun, baskın, çete, mafya haberleri, cinnet geçiren, canavarlaşan insanlar!..
Genellikle ekonomik sıkıntılara bağlanan ve bu tür sebeplerle özdeşleştirilen insanlar kin, nefret, hakaret ve öfkelerine kapılarak adam öldürüldüğünü biliyoruz.; ama öyle bir hale gelindi ki, bir kişiyi öldürmek yetmiyor, kökünü kurutacak şekilde tüm aileyi yok etmeye başlıyor.
Sebepli sebepsiz bir çok ailenin syunun kurutlması adına işlenen cinayetleri mazur kılacak sebepler o kadar çoğladı ki hangisinden bahsedileceğini, hangi tedbir ve önlem alınacağı zorlaştı. “Sevdim vermediler, beni hiç istemedi, sevmedi, bana karşı soğuktu, söylentilerden yola çıkarak başkasıyla ilişkisi vardı, benimle evlenmedi, kötü yola düştü....” bir çok sebepten dolayı cinayetler işlenmektedir.
Şimdi tüm bu olanların başında sevgi, saygı, hürmet, hoşgörü ve tahammülsüzlük, duyarsızlık ve boşverme gelmiyor mu?
Bu sebepledir ki insanların bir çoğu bunalıma girmektedir. Ruhi çöküntü, vicdani sorumluluğun ezici ağırlığı, mevcut durumundan bunalıma girmek, insanların mutsuz, huzursuz ve gerilim içerisinde olmalarına yetiyor da artıyor bile...
Görünen o ki bu gidişle insanlar hiçbir şekilde normalleşme süreci içerisinde bir yaşam tarzı sürüdüremeyecekler.
Ailenle, eşinle, dostunla, işinle, bulunduğun ortamdaki gerginlikten dolayı uyum sağlayamıyorsan normalleşmek mümkün müdür?
Çelik gibi fizyolojik, fiziksel bir bedene, psikolojik olarak sağlam, dayanıklı sinirlere sahip olmak gerekiyor.İnanç, iman ve itikat zayıflığında; “olmaz olsun böyle hayat, lanet olsun böyle yaşama, insanlık bu mu, yaşamanın gayesi bu mudur...” gibi düşüncelere gark olmayan yoktur.
Kendi derdini herkesinkinden çok gördüğümüz halde, dertsizdir diye başkalarını konuşturduğumuz zaman, aslında bizim derdimizin az olduğunu görürüz.
Bu nasıl bir dünyaki kimse halinden, ahvalından memnun değil.herkes farklı arayışların peşinde.
Son zamanlarda çevremizde, gazetelerde, televizyonlarda insanlığımızdan utandıracak olaylara ve olayların baş aktörleri insanlara rastlamaktayız. Böyle atmosferde teneffüs edilecek havada ne kadar mutlu ve huzurlu olabilir ki insan?..
Gün olmuyor ki yürek burkan, kalp acıtan, ciğer dağlatan insanı alt üst eden bir sorunla, bir acı bir olaylarla ve sorunlarıyla karşı karşıya kalınmasın.
İnsanlar bulundukları ortamdan soyutlandıkça ruh sağlıkları bozuluyor. Şehirlere gelen nice insanlar var ki şehir kalabalıkları içerisinde erimekte, damla damla yok olup gitmektedirler.Canavarlaşan insanlar, sokağa çıktıklarında, düşünceleri bulanıklaşmış, duygusal olarak çökmüş olarak çevre edinmede, arkadaş bulmakta bir zorlanmaktadır.
Bu yüzdendir ki sokakta gezen insanların yüzlerinden düşen bin parça, hep sorunlu ve sıkıntılı olmakta, hoşgörü ve kabul edilebilirlikten uzak bir ruh haliyle, her an patlamaya hazır bir bomba gibi grift olarak yaşamaktayız.
Bugün Cuma, mübarek gün.
Hadi bugün yepyeni bir başlangıç yapalım da; yaşamanın gayesi olan, olabilecek değerleri yaşantımıza uygulayalım.
İnsanlığın, insan olmanın gereklerini yerine getirelim.
“İnsanlık nereye gidiyor?” deme sorumsuzluğundan kurtulalım. Rahatlıkla “iyiye gidiyor” diyebilelim.
Kerim BAYDAK